Neden "Çayım taze..."?

Aklıma geldiğinde içimi ısıtan bazı anlar vardır.
Bunlardan çocukluğuma dair hatırladığım; annemin, sabahtan akşama kadar sokaklarda oynadığımızda ve heryerimiz toz-kir içindeyken, bizi içeriye alma çabasıyla seslenişidir: "Çocuklaaar, hadi artık akşam soğuğu çıktı, içeriyeeeee!!!"
Artık akşam soğuğu çıkmıştır, bundan korunacağımız, ısınacağımız, temizleneceğimiz yuvaya çağrılmaktır bu. Güven verir, huzur verir, içimi dinginleştirir. O günlerde de, şimdi de...
Artık yetişkinim. Beni akşam soğuğu çıktığı için eve çağıran ses yok. Hâlâ zaman zaman akşam soğuğu çıkıp, üzerime bir hırka almam gerekse, içim ısınır, güvende ve huzurlu hissederim. Sanırım örgü örmeye başladığımdan beri, bu yüzden hep hırka örüyorum:)
Annem'e Sevgilerimle...

Gelelim bugüne...
Büyüyünce içimi ısıtan cümlelerden biri; telefonun ucundaki bir dosta,
"Çayım taze, sıcak simitleri al gel" demek...
Bu cümle benim için dostluk demek, huzur demek, paylaşmak demek, hadi gel demek, gel de iki lafın belini kıralım demek. Davet eden de olsan, edilen de, ne fark eder ki?
Çayım taze...
Hadi alın sıcak simitlerinizi, peynirlerinizi, gelin bloğuma, iki lafın belini kıralım :)

Heyyfi

19 Mayıs 2015 Salı

BERRİN HALA...

Onunla İzmir'in sıcak, bunaltıcı bir akşamında tanıştım. Tanıştım dediysem, kanlı canlı karşımda durmuyordu. Tam tersine, camının köşesi kırık gümüş bir çerçeveden bakıyordu bu güzel yüz...
İçeriye girdiğim an gözgöze gelmiştik. 
Bunu fark eden ev sahibi, "Halam" dedi... "Berrin halam, ne kadar hoş bir kadın değil mi?"

Sonra, Berrin hala ile ilgili öğrendiğim gerçek karşısında bir süre konuşamadım. Sadece düşündüm. Hayal ettim. Bu derin bakan kadını yaşarken düşledim. O'na mutlu bir ömür biçtim. Zihnimdeki resim gülümsedi, teşekkür etti usulca... 

Okuyacaklarınız Berrin halanın gümüş bir çerçeveden yansıyan yeni hayatının hikayesidir...

Hikaye İzmir'e, eşimin ailesini ziyaret etmek için yaptığımız seyahatle başlamıştı. Kalacağımız 10 günün gündüz ve gecelerine programlar yapılmış, kısıtlı zamana çok fazla ziyaret sığdırılmaya çalışılmıştı. Aile ve geniş arkadaş çevresiyle güzel zamanlar geçirmek için gerekli tüm organizasyon hazırdı.
Üçüncü gün, bu güzel şehrin bir türlü barışamadığım sıcağı, kumrusu ve taze demlenmiş çayıyla başlamıştı. İzmir güzeldi hoştu da, şu sıcağını hiç çekemiyordum. Benim için burası baharlarda güzeldi. Bu deli sıcak hiç bana göre değildi. Güneş sanki bembeyaz tenimi delip geçiyor; cildim, üzerine kezzap dökülmüş gibi yanıyordu. Aralıksız sıcak hakkında söylenip duruyor, etrafıma sıcağın bana verdiğinden daha fazla sıkıntı veriyordum... 

Israrla çalan  telefonun, sahibi tarafından fark edilmesini beklerken, bir yandan da kumrumu yiyordum.
"Merhaba Engin, kahvaltı yapıyoruz." ile başlayan telefon konuşması, "Akşam sekiz gibi sende oluruz canım, hoşçakal" ile bitmişti. Engin, görümcemin çok yakın bir arkadaşıydı. Bizimle tanıştırmayı çok istemiş, bu akşamı organize etmişti. 

Telefonu kapattıktan sonra kahvaltı masasındaki yerine dönen görümcemin sıkkın ifadesi gözümden kaçmamıştı. 
"Deniz'ciğim, Engin çok hoştur, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdır ama bilmen gereken ve pek de hoşlanmayacağın bir durum var..."
"Hayırdır Zeynep abla, merak ettim bak şimdi."
"Seni en çok rahatsız eden şeyin antikalar ve eski mekanlar olduğunu biliyorum. Engin'in evinde yeni tek bir eşya yoktur. Herşey antikadır. Özel merakı var. Anlayacağın oturacağımız salondaki herşey antika... Umarım rahatsız olmazsın. Çok zorlanırsan bana bir işaret ver, ben bir yolunu bulup kalkmamızı sağlarım..."
Cevap veremedim. "Önemli değil" desem doğru olmaz, "bir akşamcık katlanırım" desem, o da çok zor... Ne demeliydim ki...
Benim antika yada eski mekanlar hakkındaki rahatsızlığımı yakın çevremdeki herkes çok iyi bilirdi. Birçok insanın kilolarca para verip, evinin baş köşesine yerleştirdikleri bu eski eşyalar ya da çok geçmişi olan mekanlar benim tüm dünyamı karartırdı. Tahammül edemezdim. Sanki mezarlarından çıkıp, anılarını kurtarmaya çalışan hayaletler boğazıma yapışırdı. Yüreğim kocaman, fırtına habercisi kapkara bulutlarla dolardı...
Zeynep ablamın yüzündeki yalvaran ifadeyle, geçmişin ağır kokusu arasında bir karar vermeliydim. "Siz gidin, ben evde oturayım" desem keyifleri kaçacak, akşamı mahvedecektim. Dayanabilirim sanırım diye düşünerek, kısık bir sesle "tamam" dedim.
Akşam saatleri yaklaştıkça boğazımda kocaman düğümler yerleşiyor, yüreğim karanlık bir hal alıyordu.
Kırmızı rujumu sürüp, en renklisinden gözlerimi boyamış, turuncu şifon elbisemi giymiştim. Bu rengarenk halimle komik görünüyor olsam da, kendimi geçmişin bilinmez karanlık dünyasına biraz olsun renkli girmeye hazırlamıştım. 

Binaya girer girmez bizi kavrulmuş soğan ve nem kokusu karşılamıştı. Biraz sonra kapı açılacak ve tanımadığım, artık yaşamayan birçok insanın anıları, kurtulup özgürleşmek istercesine üzerime üzerime hücum edeceklerdi.
Ev sahibinin sıcak davetiyle içeriye girdik. Eski sehpanın üzerinde, küçük cam bir vazodaki pembe çiçekler biraz olsun rahatlamamı sağlamıştı. Bu küçücük girişten sola döndüğümüzde salonla yüzleşeceğimin farkındaydım.
Hemen girişteki berjerlerden birine oturdum. O kadar eski ve ihtişamlıydı ki... Sanki etrafında, geçmişteki sahiplerinin hayaletleri dolaşıyor gibi hissettim. O kadar ki, ev sahibinden çok onlardan izin isteyerek oturmak geçti içimden. Gülümsedim...
Zeynep abla, göz ucuyla beni takip ediyor, durumumu anlamaya çalışıyordu.
Kısa süre sonra içeceklerimizi ikram eden ev sahibi de yanımızdaki yerini almıştı. Sohbetin nereden başlayacağı çok belliydi. Her misafirin ilk geldiğinde ne soracağını biliyor ve buna hazırlıklı görünüyordu.
Beklenen soru eşimden geldi. "Zeynep antika merakından bahsetmişti ama inan bu kadarını beklemiyordum. Ne zamandır biriktiyorsun bu parçaları?..."
Engin'in bıkmadan aynı şeylerden bahsetmekten bir rahatsızlık duymadığı açıktı. Bu soruyu ilk kez cevaplar gibi konuya girecekti ki, Zeynep abla sözü Engin'in ağzından çoktan almıştı bile.
"Sadece eski eşyalardan ibaret değildir Engin'in merakı. Eski eşya satan birçok yerle yakın ilişkisi var. Yeni birşeyler geldiğinde haber verirler ve Engin hepsini tek tek inceler. Eğer gelenler arasında eski resimler ve özel eşyalar varsa onları alır. Bazen eski resimler, bazen yıllarca özenle saklanmış mektuplar, belgeler... Alır ve onlara sahip çıkar. Bir yandan da geçmişin yıllarca itinayla saklanmışlarını acımadan üç kuruşa satacak kadar çaresiz kalmış sahiplerine üzülüp, kızar.
Eve gelince, aldığı resimlere birer kimlik ve yeni bir yuva verir.  Belki onların torunlarının sahip çıkmadığı bu hatıralara Engin sahip çıkar. Bak, fotoğraftaki kadını sormuştun, işte o Engin'in halası. Adı Berrin. Emin ol ki, Engin de onu sadece fotoğrafından tanıyor. Anlatsana Engin ilk karşılaşmanızı..."


Engin söze başlamadan önce kafasını hafifçe çevirip Berrin halanın resmine baktı göz ucuyla izin ister gibi...
"Bir gün arkadaşım telefon açıp, çok miktarda eşya ve belge geldiğini söyledi. O anlarda içimde hep bir acı oluşur. Kim bilir hangi anılar hak etmediği bir son yaşamak üzere tozlu sepetlerin içine bırakıldı diye düşünürüm. O fotoğrafların, mektupların, tren biletlerinin, sahibi olup da şu an yaşamayan kişiler için zamanında ne büyük anlamları olduğunu hayal ederim. Bir zamanlar, en değer verdiklerin ve zarar görmesin diye özenle sakladıklarını, bu kirli paslı sepetler içinde görseler ne hissederlerdi diye düşünürüm. Sonra dayanamaz onları alır, ailemden biri yaparım." Burada buruk bir ifadeyle gülümsemişti Engin.
Sonra devam etti: " Berrin halamla da orada tanıştım. Eski belgelerin olduğu sepeti karıştırırken O'nu gördüm. Acı acı baktığını, yardım istediğini, onu bu utançtan kurtarmam için yalvardığını duydum... Bu güçlü ve mağrur kadın bu şekilde terk edilmeyi hak etmiyordu. Camının köşesi kırık, gümüş bir çerçevedeydi. Dikkatle alıp üzerindeki tozu sildim. Belki de bu çerçeveyi kendisi satın almış ve gençlik resmini elleriyle yerleştirmişti. Kırık camını değiştirmeden piyanonun üzerine, salonun en güzel köşesine bıraktım. Böyle daha mutlu görünüyordu. Belli ki sevmişti burayı. O artık benim ailemdi. Neden bilmiyorum ama halam olmalısın sen dedim. Adın da Berrin... Sonra güldüm bu güzel kadına ve yeni evine hoş geldin Berrin hala dedim..."

Hikaye bittikten sonra bu adamın yüreğinin büyüklüğünü düşünüp, büyük saygı duydum...
Gözlerim dolmuştu. Zorla geldiğim bu yerden, hiç unutamayacağım bir anıyla ayrılacaktım.
Gece biterken, kapıdan çıkmadan önce Berrin halaya son bir kez daha baktım...
Yutkundum... 
Artık ne kavrulmuş soğan, ne de eski binanın nem kokusunu duyuyordum. Berrin halanın hayalimdeki lavanta kokusuyla oradan ayrıldım...

32 yorum:

  1. Eski eşyaları özenle saklamak, muhafaza etmek gerektiğine inananlardanım. Yıllar geçiyor, insanlar ölüyor, eşyaları kalıyor. Düşünün onca paylaşılmışlıkları var. nice anıya tanıklık etmişler ve sonra bir kenara atılmışlar. Oysa giden insanlar için belki de çok değerliydiler.Anılara sahip çıkmak kişiyi de mutlu ediyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız... Gidenler için çok kıymetli oldukları kesin. Geride kalanların da en azından saygı göstermeleri gerekir.
      Yorumunuz için çok teşekkür ederim... Sevgilerimi gönderiyorum...

      Sil
  2. Bugün güne çayım tazenin sıcak sohbetiyle başladım. En baştan başlayarak tekrar tekrar okudum. Geçmişe gittim , duygulandım, güldüm ..sadece çayımı tazelemek için ara verdim okumaya..
    Bu son hikaye ile günümü tamamladım.
    Yine hayranlıkla ve yine gururla okudum yazdıklarını..
    Kalemine yüreğine sağlık arkadaşcağızım..
    Sevgiler Berrin (resim olmayan ,kanlı canlı gerçek olan ve Elanın teyzesi olan :).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen ne güzel bir arkadaşsın canım... Seviyorum seni...

      Sil
  3. Gercekten cok etkilendim ....ne guzel ne samimi bir anlatim..En onemliside sonuc:hepimizin hayatinda suregelen kaliplarimiz tabularimiz var ama bunlarin birkac saatlik deneyimle yikimi 've yerine bambaska duygularin gelisi ancak bu kadar guzel anlatilabilirdi ...Ben blogun yeni bir takipcisi olarak anladimki bu blog artik vazgecilmezim olacak🙌🙌🙌🙌

    YanıtlaSil
  4. Tek kelimeyle muhteşem bir hikaye... Evet geçmişine sahip çıkamazsan geleceğin de olmaz... Yüreğine sağlık arkadaşım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim...
      Kocaman sarıldım... :)

      Sil
  5. O fotoğrafta ki güzel kadına bakınca çok sevilmiş mutlu bir kadın gördüm.Kibar gülüşü içimi ısıttı. Başkasının anılarına böylesine sahip çıkan Engin beyin önünde saygıyla eğiliyorum.
    Soluksuzca okudum, çok samimi ve içten bir yazı olmuş her zaman ki gibi. Dilimizi böyle duru kullanmana bayılıyorum.
    Sevgiyle kal.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım arkadaşım, bu güzel sözleri senden duymak inan ki çok önemli benim için...
      Engin gerçekten çok özel biri. Kendini bu işe adamış...
      Güzel yorumun için çok teşekkür ederim canım... Sevgiler gönderiyorum...

      Sil
  6. sade bir dil akıcı bir anlatım etkileyici bir hikaye kısacası çok güzel kaleminize yüreğinize sağlık .Takiptesiniz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Çok teşekkür ederim... Güzel sözlerin beni çok mutlu etti...
      Sevgiler gönderiyorum...

      Sil
  7. Merhaba, nasılsın?
    Umarım her şey yolundadır...prenses de iyidir umarım :)
    Hikaye çok güzel...sıklıkla kafamın takıldığı konudur aslında...eşyalar sahipleri ile önem kazanırlar, kimlikleri olur...eski fotoğraflar, kullanılmış tabaklar, giyilmiş elbiseler...sonra ne olur onlar...hiç bir anlamı kalmadan öylece atılmayı beklerler...önemini kim bilebilir ki sahibinden başka...
    Güzel günler dileklerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Çok iyiyim. Prensesim de çok mutlu ve büyüyor :)
      Şu anda kucağımda ve onunla boğuşurken yazıyorum bunları :)
      Yoğun ama çok anlamlı günlerimiz geçiyor. .Sık sık olmasada yazılar yayınlıyorum. Artık daha sık olur umarım :)
      Güzel yorumun ve dileklerin için çok teşekkür ederim. Bizden de sizlere kocaman sevgiler gönderiyoruz...

      Sil
  8. Hikaye cok güzel. Onyarginin katli. .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Gerçi bu hikayede önyargı tam olarak katlolmasa bile biraz yumuşamış gibi görünüyor :)
      Sevgiler gönderiyorum...

      Sil
  9. Beni ağlattın prenses:( eski eşya satan yerlerde ne zaman fotoğraflar görsem, benim aileme de ait olabilirdi dieye toplayıp evime getirmek geçer içimden:( ne yazık ki bazen insanların, cansız objeler kadar yaşamları olamıyor, göçüp gidiliyor ve anılar birilerinin elinde kalabiliyor. Ne mutlu Berrin Hala ya. Bu hikaye beni nerelere götürdü bir bilsen... Hepinize sevgiler yolladım canlar. Ela yı kocaman öptüm,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım Nilgün'üm, sen ne tatlı ne özel bir insansın...
      Bizler de seni öpüyoruz. Sımsıcak sarılıyoruz...
      Belki yakında İstanbul'a geleceğim. Seni de ararım. Uygun olursan iki lafın belini kırarız :)

      Sil
    2. Muhakkak ara. Seni görmekten çok mutlu olurum canımcığım;)

      Sil
  10. Oldukça etkileyici bir hikaye, selam olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim...
      Bizden de selam ve sevgiler...

      Sil
  11. Çok uzun senelerdir biriktiririm eski yıllara ait şeyleri bana çok mutluluk verir hikayede olduğu gibi içinde hep bir gizem bir sır saklı olduğunu düşünürüm hayal kurmaya başlarım gördüklerim aldıklarım topladıklarımla severim ben eskiye ait ne varsa özenle saklarım geçmişteki yaşanmışlığın gelecekte ki yansımasıdır benim için ... Elinize kaleminize sağlık çok duygulandırdı beni yazdıklarınız sevgiyle kalın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Eski eşyaların, duyulmayan ama yoğun şekilde hissedilebilen bir dili var gerçekten...
      Sevgilerimi gönderiyorum...

      Sil
  12. yine su gibi aktı bu yazı
    ne güzel seni okumak
    özlettirme kendini bu kadar
    prensesini ve seni öpüyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim taptatlı Maviannem, çok teşekkür ederim.
      Bizde seni öpüyor ve kucaklıyoruz...

      Sil
  13. Canım nasılda özlemişim kalemini , keyifle ve usulca okudum hiç bitmesin istedim. Eski eşyalara yaklaşımın tıpkı kendi hissettiklerim gibi çok hoşlaşamıyoruz ne yazıkki ama o eşyalardaki yaşanmışlıkları düşünmek çok gizemli gercekten.
    Kocaman sarılıp, öpüyorum canim ikinizide :) sevgiler derinden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim tatlı arkadaşım, fırsat buldukça yazı yayınlamaya çalışıyorum. Bu desteğiniz ne kadar kıymetli bir bilsen...
      Biz de sizi öpüyor ve kucaklıyoruz canım... Sevgiler...

      Sil
  14. Öncelikle ellerine ve kalemine sağlık.
    Gönlü güzel düşünceleri güzel,
    KALBİ GÜZEL İNSAN....
    Pırıl Pırıl bir insanı BERRİN Hala’yı
    Yüreklerimizde tekrar canlandırdığın için
    Sana ne söylesek az ...

    BERRİN HALA, SENİ SEVİYORUZ
    SEN BİZLERİN UĞURUSUN.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Engin :)
      yazının güzel yürekli kahramanı, çok teşekkür ederim.
      Senin güzel kalbin olmasa bizler de Berrin halayı tanımayacaktık...
      Sevgilerimi ve teşekkürlerimi gönderiyorum...

      Sil
  15. Uzun süre yazmadığından artık blogda olmayacağını düşünüyordum. Ekim ayında açılan sahaf festivalinde senin antikalara karşı duyduğun şeyleri ben de yaşıyorum. Leğenler dolusu düğün, sünnet, aile büyüklerinin çoğunlukla siyah beyaz fotografları hüzün veriyor. Berrin hala hikayesi ile duygulanmamak mümkün değil. Kalemine sağlık, hoşgeldin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim İlhan. Kızım biraz daha büyüyünce tekrar yazmaya başlayabildim :)
      Şu sıralar zamanımı, kitabımı eylüle kadar bitirebilmek için ayırıyorum. Kızımın uyku saatlerinde tabii :)
      Sizlerin desteği çok fazla gerçekten. Her daim minnettar olacağım sizlere... Sevgiler gönderiyorum...

      Sil
  16. Canım hosgelmisin..sana ve Engin e bu güzel hikayeyi bize ulastirdiginiz için cook teşekkürler. .sende ufak bebecik var ya bende? Blog dan uzak kaldım eskisi gibi de vakit ayıramıyorum aslında vakitten çok neyim var ama işte ne bileyim..kucaklıyorum gidip diğer paylaştıklarını okuyayım musadenle 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emel'ciğim, ara ara yazıyorum burada. Asıl hızla devam eden kitap yazımı... Eylüle kadar bitecek umarım :)
      Bazen sebepsiz de olsa rutinlere ara vermek iyi gelebiliyor. Bekliyoruz yeni şarap yazılarını. Öpüyorum canım arkadaşım...

      Sil