Neden "Çayım taze..."?

Aklıma geldiğinde içimi ısıtan bazı anlar vardır.
Bunlardan çocukluğuma dair hatırladığım; annemin, sabahtan akşama kadar sokaklarda oynadığımızda ve heryerimiz toz-kir içindeyken, bizi içeriye alma çabasıyla seslenişidir: "Çocuklaaar, hadi artık akşam soğuğu çıktı, içeriyeeeee!!!"
Artık akşam soğuğu çıkmıştır, bundan korunacağımız, ısınacağımız, temizleneceğimiz yuvaya çağrılmaktır bu. Güven verir, huzur verir, içimi dinginleştirir. O günlerde de, şimdi de...
Artık yetişkinim. Beni akşam soğuğu çıktığı için eve çağıran ses yok. Hâlâ zaman zaman akşam soğuğu çıkıp, üzerime bir hırka almam gerekse, içim ısınır, güvende ve huzurlu hissederim. Sanırım örgü örmeye başladığımdan beri, bu yüzden hep hırka örüyorum:)
Annem'e Sevgilerimle...

Gelelim bugüne...
Büyüyünce içimi ısıtan cümlelerden biri; telefonun ucundaki bir dosta,
"Çayım taze, sıcak simitleri al gel" demek...
Bu cümle benim için dostluk demek, huzur demek, paylaşmak demek, hadi gel demek, gel de iki lafın belini kıralım demek. Davet eden de olsan, edilen de, ne fark eder ki?
Çayım taze...
Hadi alın sıcak simitlerinizi, peynirlerinizi, gelin bloğuma, iki lafın belini kıralım :)

Heyyfi

27 Aralık 2013 Cuma

SADECE TEŞEKKÜR EDERİM...

Günün yorgunluğuyla yollarımı ayırmak üzere mutfağa gittim, amacım mis gibi tazecik bir çay demlemekti.
Keyifliydim ve bu duruma, taze demlenmiş çaydan daha iyi bir eşlikçi olamaz diye düşündüm, yüzümdeki kocaman huzurla...
Çayın demlenmesini beklerken, mutfak masamda duran bilgisayarımın başına oturmuştum ki, duvardaki küçük askılarda duran kırmızı fincanıma gözüm takıldı. Hergün gördüğüm bu fincan, bugün beni 5 yıl öncesine davet etti... Gittim...
Tıpkı şimdiki gibi yeni yıla çok az günler kalmıştı. Herkesin yeni yıldan beklentilerini birbiriyle paylaştığı ve birbirleri için güzel dileklerini sıraladıkları yılın son günleriydi bunlar.
Sokak süslemelerini ve ışıklarını görmek için Ankara'nın en işlek caddelerinden birinde yürüyordum. Rengarenk yılbaşı süslemeleriyle dolu bir vitrinde, üzerinde sarı çiçeklerle ve zarif kadın silüetleriyle öylece bana bakan ve "eh artık içeri gir ve beni al, ne duruyorsun ki..." diyen bu fincanı gördüm.


---
O yıl arkadaşlarımla evimizde karşıladık yeni gelen yılı. Artık geri sayım başlamıştı. 3-2-1...
Herkes birbirine sarılıp öpüyor ve birbirinin yeni yılını kutluyordu. Elimde sarı çiçekli fincanım vardı. Kahvemden bir yudum aldım ve dilek dilemeye meyillendim her yıl yaptığım gibi. Bir sürü dilek sıraladım peşpeşe.
Sonra sevdiğim adamın yanına gittim ve sarıldım ona. Hayatımda olduğu için ne kadar şanslı olduğumu, her yılı onunla karşılamak istediğimi söyledim.
"Sen ne diledin yeni yıla girerken" diye sordum.
"Sadece sahip olduğum herşey için teşekkür ettim" dedi.
Cevap veremedim. Düşündüm...
İçindeki sıcak kahveden ısınmış olan fincanımı avuçlarımın içine aldım. Uzun uzun içindeki kahveye bakarak düşündüm. O an hissettiklerime sanki sadece bu fincan ortak olmuş gibiydi. İçimden geçenleri, benim isteğim dışında fark etmiş gibi...
Teşekkür etmek... Sadece teşekkür etmek...
Bugün, birkaç gün sonra yeni bir yıl karşılanacakken, yalnızca benimle konuşan bu sarı çiçekli fincanımı, öylece bana bakarken fark etmem çok anlamlıydı...
----


Bu yılın son gününü ailemle geçireceğim ve saat tam gece yarısı olduğunda, teşekkür edeceğim. Sadece teşekkür...
Kızdıklarım için, sevdiklerim için, güldüklerim ve ağladıklarım için, hayatıma girenlerim ve çıkanlarım için, hayal kırıklıklarım ve umutlarım için, kaybettiklerim ve kazandıklarım için...
Yaşadığım için, yaşanmışlıklarım için...
Kısacası herşey için...
Teşekkür ederim...
Sadece teşekkür ederim...
Teşekkürlerle dolu nice güzel yıllarınız olsun...
Sevgilerimle...
- Posted using BlogPress from my iPad

16 Aralık 2013 Pazartesi

DENİZ-15


Çantasından çıkardığı mendille ağlamaktan akan burnunu sildi Deniz. Ağlaması bir anda kesilmişti. O an, kocaman bir hayat dersi, pamuk beyazı yanağında iz bırakırcasına çarpmıştı yüzüne...

Deniz'in oturduğu kaldırımın hemen yanında yaşlı bir kadın, yere bir örtü sermiş, üzerine anahtarlıklar, nazar boncukları ve bileklikler koymuş, buz gibi betona oturmuş, bunları satmaya çalışıyordu. Defalarca gördüğü bu satıcılar, bu kez Deniz'e bir ders vermek üzereydi.
Uzun uzun kadını izledi Deniz.


Kadın hiç de zorlanıyor gibi görünmüyordu. Arada bir dağılmış olan boncukları düzeltiyor, geçerken göz ucuyla bakan birini görürse, "bileklikler, anahtarlıklar, buyurun..." diye sesleniyordu.
Deniz, bu kadına baktığında zor şartlar altında çalışan bir kadından çok, güçlü bir kadın görmüştü. Nasıl da kendinden emindi. Sanki hayattan ve hiçbir şeyden korkmuyor gibiydi.
Bu yaşlı kadının yanına gidip, sarılmak ve teşekkür etmek istedi Deniz, ama yapmadı... Oturduğu yerden kalktı. Gözlerini sildi, saçını düzeltti. Soğuk evine gitti. Sürekli aklında bu dimdik duran kadın vardı.
Banyodaki, sırları döküldüğü için çok da iyi göstermeyen aynanın karşısına geçti. Gözlerine baktı aynadaki aksinin. Ağlamaktan şişen gözlerinin içine bakarak bir söz verdi Deniz kendine...
Güçlü bir kadın olmak istiyordu. Bu bir karardı.
Deniz, o yıllarda karar vermekle, istemenin çok farklı şeyler olduğunu bilmiyordu. Ama doğru olanı yapmıştı... Karar vermişti...

Ne zaman Tunalı'da ki bu kaldırımın önünden geçse, kendinden başka kimsenin göremediği güçlü bir dostun varlığını hissederdi. Yüzünde minnet dolu bir gülümsemenin ve yüreğinden uçurduğu teşekkürün, yaşlı kadına ulaştığını hayal ederek mutlu olurdu...

İhtiyaç duyduğumuzda, yüreğimizde tükendiğini sandığımız hatta hiç olmadığına inandığımız gücümüz, aslında var olduğunu fısıldamak için, hemen oracıkta kendini göstermeye çalışır çoğu kez...Bu yaşlı kadın, kendi gücünü hatırlatmıştı Deniz'e... Uzun süredir varlığını unuttuğu gücünü...

- Posted using BlogPress from my iPad

2 Aralık 2013 Pazartesi

İMZA GÜNÜMÜZDEN...

"İmza:Karın" kitabının Ankara imza günü büyük bir coşku ve mutlulukla geçti. Ankaralı okurların ilgisi gerçekten müthişti.
Kitabı yayına hazırlayan Banu Özkan Tozluyurt ve ekibine çok teşekkür ederiz...


24 yıllık arkadaşlarım, beni yalnız bırakmadılar. Hayattaki en büyük zenginlik...





Canım arkadaşım Elif'im, Elifinterazisi bloğunun yazarı. Kendi elleriyle "İmza:Karın" yazan bir kitap ayracı yapmış dantelden. Hayatımda aldığım en değerli hediyelerden biri. Ömrümün sonuna kadar, saklayacağım ve her baktıkça dotluğun büyük gücünü tekrar tekrar
hatırlayacağım. Ellerine sağlık, güzel yürekli becerikli terazim...


Muhteşem ropörtajlara imza atan, çok başarılı blog yazarı arkadaşım Maviannem... Her haliyle, her tavrıyla ışık saçıyordu yine...


İlkim Karaca, Şengül Hablemitoğlu ve bu projenin mimarı Banu Özkan Tozluyurt. Banu hanım aynı zamanda banunundünyası adlı bloğun yazarı. Yolum kendisiyle kesiştiği için çok mutluyum...
Bu kadar başarılı kadınla birarada olunca, çok iyi hissettim kendimi...


Yazarlardan Filiz Paşaoğlu ile tanışmak çok heyecan vericiydi. Ve Bülbülünyeri adlı bloğun yazarı canım arkadaşım Birgül'cüğüm. Yanımda olduğun için tekrar teşekkür ederim canım...


Diğer blog yazarı arkadaşlarım ve "İmza:Karın" yazarlarından sevgili Bahar ile de tanışma şansım oldu. O, Arda'nın annesi
blogunun yazarı aynı zamanda.
"İmza:Karın" yazarlarından sevgili Zeynep, yüzü her daim gülüyor ve ışık saçıyordu...


Canım kardeşim, 4 saatlik yoldan geldi yanımda olmak için...





Benim altın kızlar grubum :) Her ne şart altında olursa olsun yanımda olacaklarından emin olduğum canlarım...

Bana bu mektubu yazdıracak kadar özel olan sevgili eşim... Ya olmasaydın...

Ankara imza günü benim için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Hesapsızca yanınızda olabilecek dostlarınız varsa, şükredecek çok şeyiniz var demektir...
Sevgilerimle...

- Posted using BlogPress from my iPad