Neden "Çayım taze..."?

Aklıma geldiğinde içimi ısıtan bazı anlar vardır.
Bunlardan çocukluğuma dair hatırladığım; annemin, sabahtan akşama kadar sokaklarda oynadığımızda ve heryerimiz toz-kir içindeyken, bizi içeriye alma çabasıyla seslenişidir: "Çocuklaaar, hadi artık akşam soğuğu çıktı, içeriyeeeee!!!"
Artık akşam soğuğu çıkmıştır, bundan korunacağımız, ısınacağımız, temizleneceğimiz yuvaya çağrılmaktır bu. Güven verir, huzur verir, içimi dinginleştirir. O günlerde de, şimdi de...
Artık yetişkinim. Beni akşam soğuğu çıktığı için eve çağıran ses yok. Hâlâ zaman zaman akşam soğuğu çıkıp, üzerime bir hırka almam gerekse, içim ısınır, güvende ve huzurlu hissederim. Sanırım örgü örmeye başladığımdan beri, bu yüzden hep hırka örüyorum:)
Annem'e Sevgilerimle...

Gelelim bugüne...
Büyüyünce içimi ısıtan cümlelerden biri; telefonun ucundaki bir dosta,
"Çayım taze, sıcak simitleri al gel" demek...
Bu cümle benim için dostluk demek, huzur demek, paylaşmak demek, hadi gel demek, gel de iki lafın belini kıralım demek. Davet eden de olsan, edilen de, ne fark eder ki?
Çayım taze...
Hadi alın sıcak simitlerinizi, peynirlerinizi, gelin bloğuma, iki lafın belini kıralım :)

Heyyfi

19 Kasım 2013 Salı

ANKARA'DAKİ TÜM DOSTLAR İÇİN...

İmza:Karın kitabının imza günlerinin Ankara ayağı 30 Kasım Cumartesi 16:00-18:00 saatleri arasında Ankara Homer Kitabevi'nde olacak...
Çok keyifli ve dolu dolu geçecek olan bu etkinlikte lütfen yanımızda olun...
Biz orada olacağız :)
Sevgiler...




- Posted using BlogPress from my iPad

12 Kasım 2013 Salı

DENİZ-14

Deniz yeni işine alışmaya çalışıyordu. Bu işten kazanacağı primler için biraz zaman gerekliydi. Geliri artana kadar başka işler de aramalı ve en azından kirasını ödeyebilecek kadar kazanmaya başlamalıydı.
Bir kitabevine başvurdu. Elektronik sözlük satması istenmişti Deniz'den... Sattığı her sözlük için belli bir yüzde alacaktı.
"İşyerlerine git ve sözlükleri anlat, özellikle avukatlar ve doktorlar ilgi gösterecektir, iyi şanslar..." demişti müdürü, zimmetli olarak verdiği sözlüğü Deniz'e uzatırken...
Deniz elinde sözlük kutusuyla Ankara'nın ayazında dışarıdan işyerlerinin tabelalarına bakıyor, içeriye giriyor ve hayal kırıklığı ile ayrılıyordu. Kimse ilgilenmiyordu bile bu sözlüklerle...
Deniz böyle bir hayata hiç de alışık değildi. Öğrencilik yıllarında bile bu kadar geçim sıkıntısı yaşamamıştı. Çok değil 1 yıl öncesine kadar iyi bir işi, maddi olarak çok rahat bir hayatı vardı. Hiçbir zaman yaşamak için savaşmak zorunda kalmamıştı. Deniz bir yandan tabelalara bakıyor, bir yandan da bu yaşadıklarına inanamıyordu. Kendini çok güçsüz ve yalnız hissediyordu.
Yine çok soğuk bir Ankara gününde, Tunalı Hilmi caddesine gitti elinde kutuyla. Bir doktor tabelası dikkatini çekti. Yeni bir umutla yukarıya çıktı. Sekreter Deniz'i doktorun yanına aldığında genç kadının gözleri dolu dolu olmuştu...
Bu babacan ve sıcacık bakan doktor Deniz'e elini uzattı. "Hoşgeldiniz kızım, sizi dinliyorum, buyurun..."
Deniz," böylesine sıcak bir bakışa ne kadar çok ihtiyacım varmış" diye düşündü. Hemen sonra hızlıca düşüncelerini sanki kocaman bir silgiyle silercesine elindeki sözlüğü anlatmaya koyuldu. Aksi halde, işini yapmak yerine oracıkta hüngür hüngür ağlayabilirdi.
Anlatımı bittiğinde, doktor kibar bir ses tonuyla böyle bir cihaza ihtiyacı olmadığını ama çok güzel bir sunum yaptığı için teşekkür etmek istediğini söyledi Deniz'e. Aslında adamcağız sanki anlamıştı Deniz'in bu yaptığı işe çok alışkın olmadığını. Sanki ona iyi hissetmesi için güç vermek istemişti. Belki de, bütün bu düşündükleri bir serap gibiydi Deniz için. İhtiyacı olan duyguyu bulduğuna inanmıştı bu sıcacık bakışlarda...
Deniz doktorun yanından çıktığında, göz pınarlarında biriken yaşlara engel olmaya çalışmış ama yapamamıştı. Tunalı Hilmi caddesinin kalabalığında ağlayarak ilerliyordu. Yanından geçenler, bu siyah ceket ve pantolonlu, hoş görünümlü genç kadına merakla bakıyordu. Deniz, çaresizliğin ve her an hızla büyüyen korkularının da etkisiyle dizlerinin artık onu taşımadığını fark etmişti. Yürümekte olduğu bu caddede yıllar önce, şık kıyafetleri, çantaları almak üzere gezdiği günleri düşündü. Bunları düşündükçe, gözlerinden boşalan yaşlar daha da çok artıyor, artık yürümekte zorlanmaya başlıyordu. Caddenin sonuna doğru geldiğinde oturabileceği yükseklikte bir kaldırım buldu ve oturdu Deniz.
Kocaman dünyada küçücük bir leke gibi hissediyordu kendini. Arayabileceği hiç kimse de yoktu. Birkaç görüştüğü arkadaşı vardı eski hayatından kalan ama, onları arasa ne diyeceklerini çok iyi biliyordu. "Ne güzel bir evliliğin ve prensesler gibi bir hayatın vardı Deniz, bu hale düşmeyi kendin istedin..." Bunlar duymak istediği sözler değildi.
Uzun süre ağladı, ağladı...Gelen geçenin ona nasıl baktığına aldırış etmeden buz gibi Ankara ayazında acıyan yüreğini sakinleştirmeye çalışıyodu...


Akan burnunu silmek için çantasına doğru bir hamle yaptığında gördüğü şey, Deniz'in hayatı boyunca unutamayacağı bir ders olacaktı. Zihninde hep taze kalacak olan bu günü, bu caddeyi ve gördüğü bu hayat dersini, buradan her geçişte derinlerde biryerlerde sızlayan acıyla hatırlayacaktı Deniz...

- Posted using BlogPress from my iPad

1 Kasım 2013 Cuma

MUTLU ZAMANLAR...

Dostlarla geçirilen mutlu zamanların verdiği huzur ve keyfi tüm hücrelerimde hissederim. En kıymetli anlardır benim için bu buluşmalar...

Annelerin en sıcak mavi bakanı, en güzel yüreklisi Mavianne ile hem iki lafın belini kırdık, hem de dost sohbetlerinin vazgeçilmez eşlikçisi mis gibi bir kahve içtik...



"İmza: Karın" kitabının söyleşi ve imza günü için İstanbul'a gittiğimde Nilgün ve İlhan da benim yanımda olmak için geldiler. Sanki onları yıllardır tanıyormuşum gibi hissettim. Her ikisi de muhteşem yemek tarifleriyle dolu blogların yazarları... Buradan tekrar çok teşekkür ediyorum. Malesef İlhan erken ayrılmak zorunda kaldığı için sadece Nilgün ile fotoğrafımız var :)



İmza: Karın kitabının söyleşi bölümünün kahramanları...
Banu Tozluyurt, İlkim Karaca, Lale Manço Ahıskalı ve Engin Akgürgen...



İmza gününde beni yalnız bırakmayan, 24 yıldır varlıklarını hep yanımda hissettiğim dostlarım vardı.
Güldük, sohbet ettik, birbirimizin yanında olabildiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuzdan bahsedip, kocaman huzur baloncuklarını tüm hücrelerimize gönderdik...



Doğru beslenme benim için, sadece doğru şeyleri yemek değildir. Duyduklarımız, gördüklerimiz de sağlığımızda çok etkili...
Ama en etkilisi galiba sımsıkı dostluklarla beslenmek...
Mutlu zamanlarınız bol olsun...

Sevgilerimle,

Heyyfi...

- Posted using BlogPress from my iPad