Neden "Çayım taze..."?

Aklıma geldiğinde içimi ısıtan bazı anlar vardır.
Bunlardan çocukluğuma dair hatırladığım; annemin, sabahtan akşama kadar sokaklarda oynadığımızda ve heryerimiz toz-kir içindeyken, bizi içeriye alma çabasıyla seslenişidir: "Çocuklaaar, hadi artık akşam soğuğu çıktı, içeriyeeeee!!!"
Artık akşam soğuğu çıkmıştır, bundan korunacağımız, ısınacağımız, temizleneceğimiz yuvaya çağrılmaktır bu. Güven verir, huzur verir, içimi dinginleştirir. O günlerde de, şimdi de...
Artık yetişkinim. Beni akşam soğuğu çıktığı için eve çağıran ses yok. Hâlâ zaman zaman akşam soğuğu çıkıp, üzerime bir hırka almam gerekse, içim ısınır, güvende ve huzurlu hissederim. Sanırım örgü örmeye başladığımdan beri, bu yüzden hep hırka örüyorum:)
Annem'e Sevgilerimle...

Gelelim bugüne...
Büyüyünce içimi ısıtan cümlelerden biri; telefonun ucundaki bir dosta,
"Çayım taze, sıcak simitleri al gel" demek...
Bu cümle benim için dostluk demek, huzur demek, paylaşmak demek, hadi gel demek, gel de iki lafın belini kıralım demek. Davet eden de olsan, edilen de, ne fark eder ki?
Çayım taze...
Hadi alın sıcak simitlerinizi, peynirlerinizi, gelin bloğuma, iki lafın belini kıralım :)

Heyyfi

9 Ekim 2013 Çarşamba

İmza:Ben

Kadın Mektupları üçlemesinin sonuna gelindi...
Üçlemenin ilk kitabı "İmza:Kızın" idi...
Sonra kızlar hayatlarının erkeklerine yazdı... "İmza:Karın"...
Şimdi, kime istiyorsak ona yazma vakti geldi...
Anneye, sevgiliye, çocuğuna hatta belki kendine... "İmza:Ben"...
Mektuplarınızı gönderin...


Buradan
gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz...

-Posted using BlogPress from my iPad

1 Ekim 2013 Salı

DENİZ-13

O yıl kış çok çetin geçiyordu. Deniz, omuzlarına aldığı battaniyeye iyice sarınarak mutfağa gitti. Sıcak ve taze demli bir çay içmek çok iyi gelecek diye düşündü. Taze demlenmiş çayın eve yayılan kokusu genç kadına hep huzur verirdi.Çok sık kullanmadığı mutfak eşyalarını koyduğu, rutubet kokan küçük dolabı açtı. Ev çok soğuk olduğundan, her biten bardakta tekrar mutfağa gitmemek için, anılarında çok özel bir yer tutan termosu taze demli çayıyla doldurdu.
Sarındığı battaniyeyle zorlukla yürüyerek, bir elinde termosu diğer elinde bardağıyla, gri duvar manzaralı koltuğuna oturdu. İlk bardağını doldurup, çayından bir yudum aldıktan sonra gözü sehpanın üzerinde duran termosa takıldı. Yıllar geçse de zihninde hep taze kalacak o gece, gözlerinin önünde tüm netliği ile belirdi...
---
Eşinden ayrılmış, küçük bir arabaya sığacak kadar eşyasıyla, hayatında yeni bir dönemin başlayacağı evin yolunu tutmuştu. O gece, ilk yalnız gecesi olacaktı. Taşınma işi bitmiş, eşyalar salona yığılmıştı. Deniz, kanepenin boş bulduğu bir köşesine ilişmiş, şaşkın şaşkın eve bakıyordu. Sanki kör karanlıkta kalmış gibi, gözlerinin bu koyuluğa alışmasını bekliyordu.
"Şu an ne yapmam gerek?" diye düşündü Deniz, ortaya birikmiş eşyalara çaresizce bakarken. O sırada hiç de hazır olmadığı bir şey gerçekleşmiş, ortalık gerçekten karanlık oluvermişti.
Elektrikler kesilmişti...
Korkudan nefes bile alamıyordu Deniz. Bulabileceği bir mum ya da kibrit yoktu ortalıkta. Kanepede oturduğu yerde hareket bile etmeden bekliyor, olup biten hiçbirşeyi kontrol edemediği için çaresizce durumu kabul etmekten ve boyun eğmekten başka yol bulamıyordu.
Kısa bir süre sonra Deniz, karanlık evde yankılanan sesle uzandığı kanepeden hızlıca doğruldu. Korkudan ve yaşadığı şoktan dolayı yerinden bile kalkamamış, olan biteni anlamaya çalışmıştı. Biri cama vuruyordu. Deniz korkudan battaniyenin altına saklanmıştı. Cama vurmaya devam eden kişi artık cevap alamayacağını anlamış ve belli ki gitmişti. Deniz cama gidip bakamamıştı bile neler olup bittiğine. İlk kez bir evde yalnız gece geçiriyor olmanın yanında bu olay onu o kadar korkutmuştu ki, kocaman, karanlık bir kuyuda ağır ağır düşüyor ve bu düşüşün nerede biteceğini kestiremiyor gibi hissediyordu. Saatler sonra artık yorgunluktan gözleri kapanmış, oturduğu yerde uyuyakalmıştı.
Sabah olmuştu. Deniz gözlerini açtığında, biten bir kabusun ardından yaşanan güvende olma duygusunu yaşıyordu. Dün gece gerçek mi yoksa rüya mıydı? Rüya değildi. Yalnızlığı kadar gerçekti olup bitenler. Peki cama vuran kimdi dün gece diye düşündü Deniz. Sorusunun cevabı çok geçmeden kapıyı çaldı.
"Kim o?"
"Benim Deniz, Rana..."
Deniz kapıyı açtığında yüzündeki şaşkınlık Rana hanım tarafından hemen farkedilmişti. Rana hanım ayrıldığı işyerinden bir arkadaşıydı. Deniz'in içinde bulunduğu duruma üzülmüş ve nasıl olduğunu merak etmişti. Çalışırken çok yakın ilişkileri olmasa da onu çok severdi Deniz. Bu sımsıcak gülümseyen kadın, Deniz'in son bekleyebileceği misafirdi. Şaşkınlık ve mutlulukla içeri davet etti misafirini Deniz.
Rana hanım, Deniz'in yeni hayatına başladığı bu eve şöyle bir göz atarak salona doğru yöneldi. Elindeki tombul, gri metalik renkli termosu sehpaya bıraktı.
"Son karşılaşmamızda dün için taşınacağını söylemiştin. Bir uğrayıp, yardıma ihtiyacın var mı demek istemiştim. Elektrikler olmadığı için dışarıdan zili sana duyuramayınca cama yöneldim. Sanırım uyuyordun. Sana çay getirmiştim." dedi.
Rana hanım yalnız yaşayan bir kadındı ve Deniz'e de bu ilk gecesinde destek olmak istemişti.
"Bu kargaşada mutfak malzemelerini bulamazsın, çayı da sevdiğini biliyorum." derken sıcacık gülümsüyor ve gözüyle de sehpanın üzerindeki termosu gösteriyordu.



Deniz o anda ihtiyaç duyduğu şefkat duygusunu hissetmiş, içi taze demli çay dolu termosla evine gelen bu düşünceli kadına minnet duymuştu. Gözlerinde damlamak üzere bekleyen yaşlar fırsat bulmuşcasına dökülmeye başlamıştı...
Rana hanım kapıdan çıkıp işe gitmek üzere ayrılırken, Deniz mutlulukla gülümsedi...
"Termosunuzu size ulaştırmak için benim işyerine gelmem doğru olmaz, ben sizi tekrar bekliyorum. Bu sefer çayı ben demlerim, hem de size termosunuzu iade ederim..."
---
Bir daha Rana hanım'ı ne gördü, ne de ondan haber alabildi Deniz. Termosu iade edememişti.
Yıllarca bu termos, evin en değerli mutfak eşyası olarak korunacaktı.
Vicdanın ve güzel yürekli olmanın bir simgesiydi artık Deniz için...
Bir daha Rana hanım'ı göremedi ama, bu termosa her baktığında ona sevgilerini ve minnetini gönderdi Deniz, yerine ulaştığını umarak...

- Posted using BlogPress from my iPad